Ah Nerede? Vah Nerede?
Araştırma, Erkek Oyuncular, Kadın Oyuncular, Polemik, Yeşilçamın Çıplakları Yorum ekleBu yazıyı okumak çok tehlikeli… Çünkü bu yazı sizin içinizdeki samimiyeti, dürüstlüğü test etmek için yazılmıştır. Muhtemelen yazarının ateşe atılmasıyla sonuçlanacak kadar tehlikeli bir yola çıkmaktayız. Okuduktan sonra, ya kendinizi, nasıl bir ülkede, kimlerin arasında yaşadığınızı sorgulayacak ya da buraları lanetleyerek bir daha yaklaşmamak üzere uzaklaşacaksınız.
Aslında uzun zamandır yazmak istediğim bir konu olmasına ve her seferinde vazgeçmeme rağmen son günlerde “kıymeti isminden menkul” bazılarıyla yaptığım tartışmalar yüzünden Pandora’nın kutusunu açmak durumundayım. Ama hala ısrarla uyarıyorum ki bu yazı da hayır yok, sadece şer var. Sizleri sahteliğin iyiliğinden koruyacak acı bir şeyler…
Hala buradasınız… O zaman şimdi göreceklerinize iyice bakın!
1975 yılında çekilmiş bir film; “Ah Nerede Vah Nerede”… Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu melodramı ile aynı ismi taşıyor ama afişinden de anlaşılacağı üzere henüz patlamış Erotik furyanın ilk örneklerinden biri… Başrolde şimdilerin saygın şarkıcısı, işadamı Adnan Şenses, yan rollerde ise Gazanfer Özcan, Kadir Savun, Pekcan Koşar, Selim Naşit gibi yine saygın isimler ve Yeşilçam’ın çıplaklarından Deniz Erkanat ile Emel Aydan
Afişe ve afişteki iki kişiye özellikle dikkat çekmek istiyorum. Deniz Erkanat ve arkadan yaklaşıp göğüslerini avuçlamış bir şekilde poz vermiş Gazanfer Özcan…
Şiddetle uyarmak isterim ki bu yazının amacı bir ölümü sömürmek ya da gidenin arkasından saygısızlık etmek değil… Gazanfer Özcan’ın ölümüne hepiniz kadar üzülmekte ve asla yeri doldurulamayacak büyük bir aktör olduğuna inanmaktayım. Ayrıca onu bu filmde oynadığı için de suçlamak derdinde değilim. “Öteki Sinema” bu filmleri seven, izleyen ve gerçekten anlayan insanların adresi olmak iddiasında ısrarlıdır. Biz bu filmleri çevirenleri suçlamıyoruz ve 70′lerin bu filmler olmadan eksik kaldığına inanıyoruz ama kaderleri bir noktada kesişen bu iki insanın yolunun sonrasında ne kadar farklı çizildiğini de göstermek zorundayız.
Deniz Erkanat filmlerinde genellikle iki sevgiliyi birbirinden ayıran şımarık tipli veya zengin bir kız tipindedir. 40 kadar filmde oynamıştır. Daha çok macera filmi vardır. 15′e yakın filmin başrol oyuncusudur ama buna rağmen sinemada sivrilememiş sanatçılardandır. Çünkü erotik furya yüzünden bu şans ona asla verilmemiştir. Halbuki epey üstün bir oyunculuğu vardır.
Deniz Erkanat şimdilerde kayıplara karışmış bir oyuncudur ve sebebi de bellidir; Toplumun üzerine bulaştırdığı lanetten tüm “Yeşilçam’ın çıplakları” gibi kurtulamamaktadır.
Benzer öyküler, aynı kaderler vardır bu kadınlar için… Türün en popüler kadını olan Arzu okay, bu filmlerle bir dönemin arzularının okeyi oldu ve üstüne yapışan erotik sinemanın kraliçesi ünvanından asla kurtulamadı. Furyanın öncesinde büyük filmlerde, iyi aktörlerle karşılıklı oynamasına rağmen 1978′de bıraktığı sinemaya asla geri dönemedi. Onun durumundaki tüm kadınların başına neredeyse aynı şey geldi. Arzu Okay kendini iş hayatına atıp üstelik de başarılı olarak en azından ona biçilen düşmüş kadın rolünü oynamayı reddetti ama ya diğerleri?… Seher Şeniz intihar etti, kendi toplumunun iki yüzlülüğünden o kadar iğrendi ki müslüman adetlerine göre gömülmek istemedi. Mine Mutlu, Elif Pektaş ve Alev Altın kanserden öldüler. Feri Cansel’i dostu kıskançlık krizine kapılıp vurdu. Halbuki çok kısa süre önce sokakta karşılaştığı Yılmaz Atadeniz’e “çok özledim setleri abi” demişti. Filmlerde rahat oynasınlar diye uyuşturucuya alıştırılan bir sürüsünden ise haber bile alınamadı. Zerrin Egeliler’de evlenip karanlıklara gömülerek kendini unutturmayı seçti. Ona inanıp bu şansı veren yürekli ve delikanlı abimize binlerce teşekkürler. Helal Olsun.
Ya Gazanfer abimiz ve onun namında diğer erkekler? Hayat kazığını Gazanfer abiye de attı ve haksız yere borçlandı. Ömrü bu borcu ödemekle tükendi ama belki de onun laneti bu idi. Furya bittikten sonra işsiz kalmadılar ama hep sessiz kaldılar…, halk tarafından hakir görülmediler ve sinemada, tiyatro’da alıştıkları, sevdikleri işleri yapıp alıştıkları alkışı, saygıyı ve sevgiyi aldılar. Hepsi hakedilmiş şeylerdi elbette, çünkü cidden sağlam oyunculardı. Şimdi dizilerde oynayanların hepsini toplayıp diksen Gazanfer Özcan’ın karşısına, ağzından çıkan bir nefes kadar bile yetenekli ve inançlı değilller. Ama hiç sahip çıkamadılar eski arkadaşlarına, onların “hayat kadını” gibi damgalanmasına izin verdiler ve iş oraya geldi ki, Program yapımcısının tüm iyi niyetine rağmen Arzu okay’ın ve diğerlerinin bayağılıkla, basitlikle, zavallıkla suçlandığı bir canlı yayında, ermişcesine taçlandırılıp uğurlandılar.
Oysa o kadınlara her şey çok görüldü. Yıl 1999… Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Orhan Murat Arıburnu adına verilen ödüllerden biri de “Uzun metraj film senaryosu” ödülüdür. Bu ödül o yıl Arzu Okay’a verilince ortalık karışır. Tunç Başaran, Lale Mansur ve Aytaç Arman ödülün Arzu Okay’a verilmesini protesto ederek “Bu ödül bir seks yıldızına mı kaldı! ona kadar ne oyuncular var!” derler… Oysa aynı Lale Mansur 1993 yapımı “Amerikalı” filminde oldukça şehvetli sahnelere imza atmıştır. Yine de aslında çevirdiği 100 filmin sadece 20 kadarı “erotik” sayılabilecek meslektaşını kınamaktan geri durmamıştır.
Kadının çağlar boyunca her türlü kötülüğün kaynağı ya da sebebi olduğunun bir türlü kırılamaması ve sanatın bile bunun bir aracı olarak kullanılması, kadın vucudu üzerinden her türlü sömürünün yapılabilmesine rağmen bunun faturasının yine kadınlara çıkarılması tesbitin sabitliği ile de şaşırtıcıdır. Aradan geçen çeyrek yüzyıldan fazla zamana rağmen bu filmlerde oynayan kadınların “seks manyağı” oldukları ve bu filmleri bu yüzden çevirdikleri gibi bir hurafeye inanmak iğrenç bir inkar etme biçimi olarak karşımızda dikilmektedir. Halbuki ille de aranıyorsa bu rezilliğin asıl sorumlusu yapımcı ve yönetmenlerdir ve aralarında tek bir kadın bile yoktur.
Disko Kralı’nda, bana hitaben azarlayan bir tavırla; “Biz 60′larda kız arkadaşlarımızın ellerini tutamazdık. Bu 70′ler terbiyesizlik kepazelik!” diyen Erol Günaydın abime de yan rollerde oynadığı ve bu bayağılığa! ortak olduğu bazı filmleri hatırlatırım: Tokmak Nuri, (1975) Ayıkla beni Hüsnü, (1975) Canım De Bana, (1975) Curcuna, (1975) Tepedeki Ev (1976) daha onlarcasında ise sesi (dublaj) ile bu furyaya katkıda bulunmuştur.
Bazı erkek oyuncuların kendilerini aklama yöntemi ise akıllara zarardır. Sümer Tilmaç, kendisi ile yapılan bir söyleşide; “Bunca yıl içinizde ukde kalan bir şey oldu mu?” sorusuna; “Bir dönem seks furyası vardı. Onlarda oynamadım. Herkes oynadığına pişman, ben oynamadığıma pişmanım. Keşke oynasaydım da para kazansaydım. Oynayanlarla oynamayanlar arasında hiç fark yok. Hepsi bir olmuş durumda. Oynayanların yanına kâr kaldı.” diyerek cevap vermiştir. Halbuki bu değerli oyuncunun Aydemir Akbaş ile Oooh Oh (1978) ve Zerrin egeliler ile Otobüs Neriman, (1979) gibi, oynamadığını söylediği bir türe ait filmleri vardır .
İşte bizim yüzümüz… Çok çirkin, çok sahte, çok acımasız… Düşen bir kadınsa asla yerden kalkmasına izin verilmeyen ama kadını kemiklerine kadar sömüren, zift kadar pis bir ahlak anlayışımız var. Hala bu satırları okuyorsan sana kendini anlatıyorum. Sahteliğin iyiliğine her gün kurban verdiğimiz bu yerlerde yaşamanın suçlusu, biraz da sensin.
Yazıyı bitiriyorum ama lütfen bir kez daha düşün. Deniz Erkanat’ı ve Gazanfer Özcan’ı. Alkışlar içinde uğurlananlarla, “Çok özledim setleri be abi” diyerek yalnızlık içinde ölenleri…
Al kafanı ellerinin arasına… bir kez olsun düşün.
Harcadığımız hayatlar için bir özür borçluyuz. Çok yaklaşmıştık ama dileyemedik…
Murat Tolga Şen – editor@otekisinema.com










November 6th, 2009 at 4:33 pm
Gazanfer Özcan’ın göğüslerini avuçladığı oyuncu transeksüel Emel aydan olup Deniz Erkanat hiçbir filminde göğüs yada kalçalarını göstermemiş yani iç çamaşırlarını çıkarmamıştır.
January 24th, 2010 at 5:16 pm
[...] Kaynak : http://www.xyesilcam.com/?p=188 [...]