Malizia vs. Teşekkür Ederim Büyükanne

Araştırma, Film İncelemeleri, Seks Komedileri, Yeşilçamın Çıplakları 2 Yorum »

Kuşkusuz Yeşilçam’ın en çok etkilendiği ülkelerin başında İtalya ve İtalyan sineması gelir. Ağırlıklı olarak dönemin Türk erotik-komedi filmlerinin İtalyan filmlerinden feyz alarak çekildiğini söylemem sanırım yanlış olmaz.

00_maliziaMalizia (1973) ve Teşekkür Ederim Büyükanne (1975) filmlerine baktığımızda işlenen konu bakımından benzerlikler içerdiğini görmekteyiz. İki filmde de genç ve ergenliğe yeni girmiş 15-16 yaşlarındaki genç bir erkeğin ilk cinsellik deneyimini kendinden yaşça büyük  bir kadınla yaşamasını mizahi bir dille anlattığını görüyoruz.

Malizia (1973)’da Nino’nun (Alessandro Momo) eve hizmetli olarak gelen Angela (Laura Antonelli) ile Teşekkür Ederim Büyük Anne (1975) filminde ise Mete’nin (Cem Beyatlı)  ölen dedesinin İtalya’dan gelen genç ve güzel karısı yani üvey büyükannesi Suzan (Sonia Viviani) ile yaşayacağı erotik maceralara tanık oluyoruz.

Malizia filmini kısaca özetleyecek olursak Angela Sicilyalı zengin ve tutucu bir ailenin evinde çalışmaya başlamıştır. Cinselliği yeni yeni keşfetmeye başlayan Nino Angela’ya karşı ilgi duyar. Filmde Nino’nun Angela’yı röntgenlediği , tacizde bulunduğu ve Angela’nın buna hayır demediğini görüyoruz. Nino’nun cinselliği keşfe çıktığı yolda Angela yol gösterici hatta bazı sahnelerde kışkırtıcı (istemeyerekte olsa) olduğunu söyleyebilim. Filmde Angela’yı canlandıran Laura Antonelli bu filmden sonra İtalya’da erotik-komedi filmlerinin aranan yüzü olacaktır. Yazının devamı… »

Ah Nerede? Vah Nerede?

Araştırma, Erkek Oyuncular, Kadın Oyuncular, Polemik, Yeşilçamın Çıplakları 2 Yorum »

Bu yazıyı okumak çok tehlikeli… Çünkü bu yazı sizin içinizdeki samimiyeti, dürüstlüğü test etmek için yazılmıştır. Muhtemelen yazarının ateşe atılmasıyla sonuçlanacak kadar tehlikeli bir yola çıkmaktayız. Okuduktan sonra,  ya kendinizi, nasıl bir ülkede, kimlerin arasında yaşadığınızı sorgulayacak ya da buraları lanetleyerek bir daha yaklaşmamak üzere uzaklaşacaksınız.

Aslında uzun zamandır yazmak istediğim bir konu olmasına ve her seferinde vazgeçmeme rağmen son günlerde “kıymeti isminden menkul” bazılarıyla yaptığım tartışmalar yüzünden Pandora’nın kutusunu açmak durumundayım. Ama hala ısrarla uyarıyorum ki bu yazı da hayır yok, sadece şer var. Sizleri sahteliğin iyiliğinden koruyacak acı bir şeyler…

Hala buradasınız…  O zaman şimdi göreceklerinize iyice bakın! Yazının devamı… »

X-Yeşilçam’ın Hikayesi

Araştırma, Video döküman 1 Yorum »

Mehmet Ali Birand ve 32. Gün ekibinin hazırladığı bu belgeseli, özellikle kadın oyuncularla yapılan röpörtajlar sebebiyle, epeydir arıyordum. Neyse ki ilgili bir arkadaş ’32 kısım tekmili birden’ Google Video üzerine yüklemiş. Türle ilgili başlangıç seviyesinde ama meraklı bilgiler içeren bu yapımı izlemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz fakat bir konuya da açıklık getirmek istiyoruz.  Belgeselin adı, oldukca haksız bir şekilde “Türk Pornosunun Hikayesi” olarak konmuş, bu ise çok yanlış bir tanımlama olmuş… Çünkü  Almanya piyasası için filmler çeken ŞahinK gibilerini ve 1979 – 1980 yılları arasında çevrilen, Naki Yurter ve Yavuz Figenli gibi yönetmenlerin denediği, en tanınmışları Zerrin Doğan, Dilber Ay gibi oyuncuları olan bir kaç 16MM filmi saymassak Türk sineması porno çekmemiştir. 1973 ve 1980 arasında çekilen yüzlerce filmi ancak erotik olarak nitelendirebiliriz.

İlk Kadınlar, İlk Sansür

Araştırma, Kadın Oyuncular Yorum yok »

http://img47.imageshack.us/img47/314/dsc03250yr5.jpgFuat Uzkınay tarafından 14 Kasım 1914′de çekilen, ya da daha doğru bir deyimle filme alınan ‘Ayastefanos’un Yıkılışı‘, sinema tarihçileri tarafından Türk sinemasının doğum tarihi olarak kabul edilir. Yine aynı tarihçiler 1917 yılında yönetmenliğini Sedat Simavi’nin yaptığı ‘Pençe‘ isimli filmi de Türk sinemasında cinselliğin işlendiği ilk film olarak görüyorlar. Pençe ayrıca, Türk sinema tarihinin ilk öykülü filmi… Servet~i Fünun yazarlarından Mehmet Rauf’un aynı adlı dört perdelik oyunundan uyarlanan bu ilk öykülü film, bulanık bir biçimde de olsa, evlilik karşıtı, serbest ‘aşk’ yanlısı bir tutuma sahipti. Gösterime girdiği dönemin egemen ahlakı göz önünde bulundurulacak olursa oldukça cüretkâr’ sahneler de içeren Pençe’yi, Türk sinemasının henüz bebeklik dönemindeyken yaşadığı ilk erotik deneyim’ olarak kabul etmek mümkün.

Buna rağmen Pençe, belkide dönemin karmaşık siyasal koşulları nedeniyle sansüre konu olan bir film olmadı. Türk sineması ilk sansürle 5 yaşında, 1919 yapım ‘Mürebbiye‘ filmi ile tanıştı, ismi bile ironik bir biçimde sansürü çağrıştıran bu filmi, Ahmet Fehim, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yine aynı adlı romanından uyarlayarak yönetmişti.

Ahlaki olduğu kadar siyasi bir niteliğe de bulunan bu ilk sansür, İstanbul’daki Fransız işgal kuvvetlerinin komutanı Franchet d’Esperey tarafından, filmin aşüfte mürebbiyesi Anjel’in bir Fransız olması gerekçe gösterilerek uygulandı. Gerçekten de ahlaksız mürebbiye rolünde mükemmel bir performans sergileyerek rolünü adeta yaşayan Madam Kalitea, bir Türk ailesinin yanına girdikten hemen sonra bütün bir ev ahalisini ayartmayı başarıyordu. Bu durumdan gocunan’ d’Esperey filmin gösterilmesini ve Anadolu’ya gönderilmesini yasakladı.

http://dosyalar.hurriyet.com.tr/sanat/sinema/kalitea.jpgZamanın kadın imgesine uygun balıketi fiziğiyle Madam Kalitea aynı zamanda Türk sinemasının ilk öpüşen kadın oyuncusudur. Ancak bir Türk filminde oynayan ilk kadın oyuncu bir başkası; Pençe filminin iki kadın oyuncusundan birisi, Eliza Binemeciyan. Doğal olarak ortalıkta dolaşmaları bile abes sayılan Müslüman Türk kadınlarının bu tür ilklere öncülük etmeleri beklenemezdi. Azınlık Türk kadınları ve Beyaz Ruslar, çocukluk dönemi boyunca Türk sinemasının her türlü kadın gereksinimini karşılayan iki ana kaynağı oluşturacaktı. Yazının devamı… »